Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Advert
KARS’TA  UZAK BİR KÖYDE MÜZE KURMAK
Nurettin BÜYÜKBAŞ

KARS’TA UZAK BİR KÖYDE MÜZE KURMAK

Bu içerik 415 kez okundu.

Hani yazar diyor ya; bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti. Karsın Boğatepe köyündeki müzeyi görünce benim de köyler hakkındaki bütün fikirlerim değişti. Artık köy deyip geçmeyeceğim. Köy var köy var. Köylü var, köyü ihya eder, köylü var aç da bırakıp göçe sebep olur.

Ama bu köy öyle bildiğiniz köylerden değil.  Doğuda ve Kars’ın en ücra yerinde bulunan bu köyde mandıralar, doğal yöntemlerle kaşar üretme atölyeleri, bitki kurutma atölyesi ve hepsinden önemlisi de eko peynir müzesi bulunmaktadır. Bütün bunları kurdukları Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği ile bütün Türkiye’ye tanıtmaya çalışıyorlar. Derneğin başında da Zümran ÖMÜR adında bir kadın girişimci bulunuyor.

Köye girdiğimizde ilk  Müzeyi ve Zümran hanımı soruyoruz. Köyün bakkalı bizi müzeye götürüyor. Müzeyi görünce ilk şokumuzu yaşıyoruz zaten. Burası Türkiye’nin ilk peynir müzesi. Köy yerinde böyle bir müzenin kurulması zaten şaşılmayacak şey değildi.

1901 yılında yapılan ve o dönemde bölgede yaşayan Malakan(*)’lar sayesinde Türkiye’de ilk Gravyer peynirinin üretildiği bir binayı restore edip müze haline getirmişler. Malakan’lar 1918’de burayı terk edince köyde bulunan Türkler tarafında geleneksel peynir üretimi devam etmiş.  Müzenin bir bölümünde eski usullerle peynir yapımında kullanılan alet ve makinalar diğer bölümde de yörede yetişen çeşitli şifalı ve yöreye özgü endemik bitkiler sergilenmektedir. Müze, özellikle kış aylarında Kars’a düzenlenen doğu ekspresi ile bölgeye giden turist kafilelerinin akınına uğramaktadır.

Dernek Başkanı Zümran ÖMÜR aktif bir köylü girişimci. Dernek başkanlığının yanı sıra iki katlı evinin alt katında doğal yöntemlerle eşi ve çocuklarıyla birlikte kaşar peyniri üretiyor. Ayrıca bitkilerle de uğraşıyor. Kendisine ait bir de bitki kurutma atölyesi var. Bizi atölyesine götürüp bitkileri tanıtıyor. Yörede yaklaşık 650 bitki türünün olduğunu, bunlardan 35 bitkiyi aldıkları kurslar sayesinde öğrendiklerini söylüyor. Gerekli izinleri aldıktan sonra bitkilerden çeşitli şifalı yağlar ve kremler üretmeyi planlıyorlar.

Eski ismi Zavot olan Boğatepe köyünde 2 gravyer, 4 kaşar mandıra, irili ufaklı birçok da kaşar üretme atölyeleri bulunmaktadır. Bölgeye gelen yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisinden dolayı eski kaşar bulmak zor. Üretilen kaşarlar ya dışarıya gönderiliyor ya da bölgeye gelen turistler tarafından satın alınıyor.

Köy yaklaşık 2300 rakımlı olduğu için zengin bitki örtüsü nedeniyle üretilen kaşarlar kaliteli bir o kadar da sağlıklı oluyor. Üretilen sadece kaşar ve gravyer değil tabii. Bölgede arıcılık yapan köylüler de var. Endemik bitkiler sayesinde doğal ve kaliteli çiçek balı da üretilmektedir.

Köye olan bu ilgi nedeniyle çeşitli dernek ve kuruluşların da yardımıyla özellikle köylü kadınlar dil eğitimi de almışlar. Öncelikle Fransızca kursundan sonra köydeki birçok kadın köye gelen turistlerle Fransızca konuşmaktadır. Hatta bu da yetmemiş İngilizce kursları almaya başlamışlar. Artık yöreye gelen turistlere hem ürünlerini tanıtmak ve satışını yapmak kolaylaşmış hem de bu sayede öğrendikleri ikinci üçüncü dilleri olmuş. 

Ayrıca kurdukları dernekte birçok faaliyet de sürdürüyorlar. Bunlardan biri de, gelen turistler istedikleri takdir de yöresel yemekleri de yiyebiliyorlar. Ama bunun için bir gün önceden aramanız gerekli. Köylü kadınlar dernek vasıtasıyla sırayla, köy ortamında kendi evlerinde hazırladıkları yöresel yemeklerle gelen misafirleri ağırlıyorlar. Her şey doğal yani anlayacağınız.

Ben artık buraya köy demiyorum. Burası doğal bir yaşam bölgesi. Ekmeğini taştan çıkarırcasına hem geçimlerini sağlıyorlar, hem de ilkleri başararak bölgenin tanıtılmasına katkı sağlıyorlar. Daha ne diyelim. Darısı diğer köylerin başına…

 

(*) 1876-77 Rus-Türk savaşı sonucu, Ruslar tarafından Kars yöresine yerleştirilmiş dini-etnik bir gruptur. Tevrat ve İncil’in ana ilkeleri etrafında birleştirilen ve yefim diye bilinen birini peygamber olarak kabul eden Malakan’ların, bir de “güneş kitabı” adı verilen 18. yüzyılda kaleme alınmış kutsal kitapları vardı. Malakan, Rusça süt içenler anlamına geliyordu. Beyaz Rus asıllı, son derece muhafazakâr olan bu topluluk, Hz. Musa’nın on emrini de bir inanç sistemi olarak kabul etmişlerdi. Hırsızlık yapmamak, içki içmemek, zinada bulunmamak ve benzeri evrensel kurallar, Malakan’ların günlük yaşantılarının temel özelliklerini teşkil ediyordu.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X