Erkekleri eleştirirken bile kadına küfrediyoruz.‏


Bu makale 2015-03-06 17:56:34 eklenmiş ve 6178 kez görüntülenmiştir.
Serhat YABANCI

Erkekleri eleştirirken  bile kadına küfrediyoruz.Bir insanın kişisel bir davranışını başkasının her hangi bir durumuna yüklerseniz, o suça ortak olursunuz.  Özgecan 'ın hunharca katledilmesi sonrası bazı sağlıksız beyinlerden yanlış yorumlar çıktı. Hatta bunlardan bazıları da kadındı.
Gece kadının dışarda olması, açık giyinmesi, etek boyu vs.
Bu tip yorumlar suçu ve suçluyu övmektir.
Kaldı ki çoğu yerde , kadınlar açık seçik giymemesine rağmen , erkeğin tercihi nedeniyle bu duruma maruz kalabiliyor.
Twitter da #sendeanlat  tagı altında kapalı kadınların  yaşadıklarını okudukça konunun kıyafet değil, saldırganın kişisel bir tercihi olduğunu fark ediyoruz.
Aslında Türkiye’de bir testosteron terörü var. Testosteronunu kontrol edemeyen bireyin sadece bir kadının bacağına değil, bir damacanaya , bir tavuğa hatta  bir erkeğe bile tecavüz ettiğini görmekteyiz. Tecavüze uğrayan kadınları  bir şeylerle suçladınız.  Peki damacanayı, zavallı hayvanı ne ile suçlayacaksınız? Bunlar, suçluların ekmeğine yağ  sürmektir.
Genelde haklılık şemasına, şişirilmiş egoya sahipler, tribüne oynayanlar, fanatizm hastalığına yakalananlar mağdurda kusur ararlar. Oysa, bir insan, insan olarak mağdursa altında mağdur aleyhine aradığınız her şey, sizi sanığın safına çeker.
Freud; saldırganlığı ve cinselliği doğuştan gelen iç güdü olarak yorumluyor. Yani insanlar, doğuştan bu potansiyellere sahip olarak dünyaya geliyor. Bunlar sağlıklı güdülerdir. Sadece yeri ve zamanında kullanılmalıdır. Aksi taktirde bir silaha dönüşebiliyor.Zamanla ortam yaşam zorunluluğu nedeniyle bunlar eğitiliyor veya kontrol altına alınıyor.
Din, kanun, sosyal kurallar, paylaşım kuralları ve yaşam hakkı kuralları nedeniyle saldırganlık ve cinsellik;  kişiyi din devlet veya toplum baskısıyla kontrol edilme zorunda bırakıyor. İşte bu durumda din devlet ve sosyal mekanizmaların önemini anlıyoruz.  
Dinin tam olarak anlatılmamasının nedenlerinden biri de erkeklerin otoritesi ve ayrıcalığını sarsacağı gerçeğidir. Ayrıca dini otoritelerin çoğu erkek.
Cennetin annelerin ayakları altında olduğu, kadınların erkeklere Allah’ın emaneti olduğu  ne kadar yüksek değer olarak dinimizde belirtilmiş olsa da diğer alanlarda olduğu gibi burda da  bazı inanların üzerinde  söylemden öteye  gidemediğini görüyoruz.
Yasal olarak, cinsiyete yönelik yapılan suçlarda cezaların  aynı olmaması gerekir.   Bir şiddet   ile kadına yönelik bir şiddet aynı kefede olmamalıdır. Adaletin terazisinin dengesi bu gerçeği ayrı tartmalıdır.
Peki sosyolojik Boyutu:
 Fark ettiniz mi? Trafikte, maçta kavgada ne çok neye küfür edilir ? evet bir kadına.  Hem de kavga eden iki erkek olsa bile. Sorun iki erkek arasında yaşanıyorken konu tarafların, annesine, bacısına veya karısına gelmektedir. Çünkü biz namus ve “ar” kavramını kadına yüklemişiz.  Özgecan kızımızın katledilmesinde bile  şunu gördük. Bir kadını savunmaya çalışırken, diğer yandan başka bir kadına küfür ediliyordu. Yani katilin anasına veya diğer yakın kadınlara..
                Öncelikle her insan davranışlarının sorumluluğunu almalıdır.  Aynı zamanda sonuçlarını da kabullenmelidir.  Eğer sürekli taciz, şiddet, tecavüzveya cinayet olaylarında  mağduru suçlayacak bir şeyi öne sürülürse, suçlu ve suçlu adayları için bu savunma veya girişimin alt yapısını oluşturacaktır.
                Toplumda kadını aşağılayan, kadının fiziksel zayıflığı üzerinde güçlü olmaya çalışanlara gereken tepki verilmelidir. Özgecan cinayeti sonrası bu tepki Nihat Doğan’a karşı iyi verildi diye düşünüyorum.  Acun onu survivor listesinden çıkardı. Menajeri onunla sözleşmesini iptal etti. Bu duruşların daha net genele yayılması gerekir.  Sadece Nihat Doğan a değil, bu üslubu kullanan herkese karşı psiko-sosyal bir tepki geliştirilmelidir.
                Şiddet uygulayan erkeklerin çoğu   şiddet öncesi, kendini yetersiz hisseder.Bu duyguyla baş edemediği için de karşıt tepki olarak da güç kullanır. Güç kullandığında o yetersiz duygusunu bastırır. Slında bu duygudan kaçışının temeli her ne kadar negatif bir duygu  olsa da, esas olarak bunu yaşatanın bir kadın olması onu daha da kontrolsüz hale getirir. Çünkü toplum ona; “ kadına karşı asla zayıf olmamalı ve yenilmemelisin” telkini vermiştir. Kabullenmeyi öğretmemiştir. Öldürmek veya zarar vermek yerine ayrılmayı öğretmemiştir. Çünkü kadın sadece kadın değil , bir namusun bayrağı olarak öğretilmiştir.
                Diğer yandan, kutsallaştırılan erkek evlat sendromu nedeniyle erkeğe her şey hak görülerek büyütülmüştür. “Kızım yemeğin altına yak.. Kızım bir çay koy” kızlara verilen telkinler iken “ oğlum karnın aç mı? Çay içer misin?” ise erkeklere verilen telkinler olmuştur. Maalesef ki her iki olayda da bir kadın baş rollededir. ANNE
 Yeni Özgecenaların olmaması, kadınların da kendini ruhen,bedenen güvende hissetmesi  için tek çözüm herkesin  bu eşitliği içine sindirmesidir.  Hem  de  destek  vermek için başınıza gelmesini beklemeden..
 
SERHAT YABANCI
Aile, Evlilik-İlişki Terapisti
 www.serhatyabanci.com
 
www.twitter.com/serhatyabanci.com

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Sivrice Haber
© Copyright 2013 Sivrice Haber Sitesi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
barcelona escort