KÜÇÜKTÜM BÜYÜDÜM


Bu makale 2014-10-23 19:10:31 eklenmiş ve 1550 kez görüntülenmiştir.
Nurettin BÜYÜKBAŞ

KÜÇÜKTÜM BÜYÜDÜM

                                                                                    -Anneme-

 

Evimizin penceresinde Hazar Gölünü seyreden annem geldiğimi görünce hemen fırlayıverdi yerinde, kalktı cama kafasını iyice dayadı ve gözlerine inanamadı.

 

Kar yağmıştı o gün Sivrice’ye. Bende bunu fırsat bilerek Azot Sitelerine giden yolda arkadaşlarımla kaymaya gitmiştim. Çünkü kaymaya en müsait yerdi orası. Birkaç saat bıkmadan usanmadan kaydık. Kaymaktan pantolonum yırtılmış, paçalarımdan buz parçaları dökülüyordu. Çoraplarım sırılsıklam, ellerim buz gibi, kulaklarım soğuktan mosmor olmuştu. O halimle eve gidince pencereden dışarıyı seyreden annem tabii ki yerinden fırlayacak ve gözlerine inanamayacaktı.

 

Annemim pencereden baktığını fark ettim. Bir yandan soğuktan titriyordum, diğer yandan eve nasıl gideceğimi düşünüyordum. Eve gidecektim buna mecburdum. Kapıyı açmamla annemin tokadını yemem bir oldu. Kulağımı çekti beni odaya götürdü. Bir yandan vuruyor bir yandan acıyor, Anne şefkatiyle ıslanan üstümü çıkarıyor, yenilerini giydiriyordu. Ben de hem ağlıyor hem de kendimi savunuyordum. O soğukta gidip kaymanın ve üstümü başını yırtmanın ve ıslatmanın ne savunması olabilirdi ki! Olsun. Belki yiyeceğim dayağı bir nebze de olsa hafifletirdi. Ama nafile. Yiyeceğim kadar yedim dayağımı. Bir sonraki gün hiçbir şey olmamış gibi yine gittim. Küçüktüm.

*****

Annem ev işlerinden arta kalan zamanlarda konağımızın penceresinden Sivrice’nin güzelliklerini seyretmeyi severdi. Pencerenin yanında çiçeklerimiz vardı. Çiçekler öyle saksılarda filan yetiştirilmezdi. Üzerinde vita ve evet yazan yağ tenekelerinin içindeki çiçekler dışarının renk cümbüşüyle yarışırdı adeta. Onları sulamak, bakımını yapmak ayrı bir zevkti annem için. Hemen pencerenin önünde boylu boyunca uzanan bir selvi ağacımız vardı. Onun yeşilliği gözlerimizin ferine ayrı bir renk, serinliği de ciğerlerimize ayrı bir nefes katardı. Yıllarca kesilmedi, büyüdükçe büyüdü. Çocukluğumun büyük bölümüne şahitlik yapan selvi ağacı yıllar sonra nedenini hatırlayamadığım bir sebepten kesilmişti. Evimizin yanı başında uzanan bu ağacın değerini nedense kesilince anladık. Meğer bu konağın bir süsüymüş de haberimiz yokmuş. Ev hepten çıplak kaldı.

 

İşte selvi ağacının olduğu yıllarda annem pencerenin kenarında seyrederken yeşilliği, hazar gölünün maviliğini, ve sevdası sivrice olan insanların geçişlerini, ben çıkagelirdim okuldan. O yine bakardı bana pencereden. Gelişlerimi, gidişlerimi, yaramazlıklarımı, mahallenin çocuklarıyla oynadığımız oyunları hep o pencereden seyrederdi.  Zaman zaman pencereyi açar müdahale ederdi, severdi, bağırırdı. Bahçedeki ağaçlara yönelir üzerine çıkar meyve toplardım. Annem yine bağırırdı. Müdahale ederdi; “Oğlum in, düşersin, bir yerini kırarsın, elbiseni yırtarsın” derdi. Bu yüzden hiç özgürce yaramazlık yapamadım, bağıramadım, sevemedim, gülemedim. Küçüktüm.

*****

Çok fazla oyuncağım olmadı. Birçoğunu kendim yapardım. Onlarla oyalanırdım. En iyi oyuncağım bilyelerimdi. Evimiz ahşap, yerler tahta olduğundan her oynadığımdan araları genişçe olan tahtaların arasına düşer kaybederdim bilyelerimi. Gün geçtikçe bilyelerim azalırdı. Bende kendime oynayacak başka şeyler bulurdum. Bazen arkadaşlarımla beraber oynardık. Ama annem yine müdahale ederdi. Bizde kendimizi dışarıya atardık.

 

Mahalleli arkadaşlarla ceviz oyunu oynardık bazen. Yere bir kısa çöp diker, üzerine bozuk para, birkaç metre uzaklıkta cevizlerle nişan alırdık. Parayı düşüren bir ceviz alırdı. Çok severdik oynamayı. Sonra bilyelerle. Cep harçlığımı bilyelere yatırdığım zamanlar olurdu. Bazen torbalar dolusu bilyeyle eve gelirdim. Bir gün sonrada birçoğunu yuttururdum. Bazı günler eve geç geldiğimde annem beni içeri almazdı. Kızar, bağırır, sonra da acır, üzülür, severdi. Küçüktüm.

*****

Yemeklerini özledim anne. İçli ve Harput köfteni çok özledim. Yaptığın mumbar dolmasını, evdeki kuzine sobasında pişirdiğin mısır ekmeğini. Bir de erişte ustasıydın. En iyi erişteyi sen yapardın. Hani bazen diyorum ya sana;“Anne eski yemeklerini özledim, artık yapmıyorsun”, sende; “o eskidendi, şimdi artık gelinler yapsın ben yiyeyim” diyorsun. Haklısın anne. Çünkü yaşın artık seksen beş. Bir lokma ekmeğe bile razısın. Eski yemekler umurunda değil.

*****

Küçüktüm anne

Ellerim ellerini tutmuyordu

Üşüyordu

Sen alır küçük ellerimi avuçlarına

Isıtırdın

Sarılırdın

Okşardın

Ben alır başımı dizlerine koyar

Öylece uyurdum

Öyle bir tatlı uykuydu ki

Anne sıcaklığını hissedince mayışır

Hemen uyurdum.

Sen saatlerce kalkmazdın yerinden

Uyanırım diye

Kıyamazdın

 

Küçüktüm

Çarpınca yüreğim

Seni görmeden

Yalnızlığım alıp başını gitmeden

Tut ellerimden anne

Bırakma

Düşerim

Üşürüm.

 

Şimdi büyüdüm Anne

Ellerim ellerine sığmıyor artık

Dizlerinde uyutmuyorsun

Başımı okşamıyorsun

Oysa muhtacım anne

Şefkatine

dua’na

Sevgine

Varlığına

 

Bırakma anne beni

Büyüdüm

 

Sana doyamadım.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Sivrice Haber
© Copyright 2013 Sivrice Haber Sitesi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
barcelona escort