HANİ BÖYLE OLMAYACAKTI


Bu makale 2014-07-14 12:24:00 eklenmiş ve 1860 kez görüntülenmiştir.
Nurettin BÜYÜKBAŞ

                                                  -Babama-

Maden Bakır İşletmesinde  işçi olarak çalışıyordu Babam. Tamı tamına 27 yılını verdi bu fabrikaya.  Bu günlerden bahsederken; “27 yıl ateşle boğuştum” derdi. Küçümserdik, kaile  almazdık, umursamazdık. İşçi nedir, nasıl çalışır, şartları nedir bilmezdik. Kulağımıza basit bir fısıltıdan öteye gitmezdi anlatılanlar. 27 yıl bakırın o bilmem kaç bin dereceli fırınlarında ateşe dönüşümünü gerçekleştirmek, “ateşle boğuşmak” değil de neydi? Alın teri kutsiyetinin ne olduğunu ondan başkası kim bilebilirdi ki!  Ya da İnsanoğlunun “Ateşle dans” ı  ifadesinin  “cuk” oturmuş hali değil miydi?

Babam 1950’lerin başında girdiği bu yolculuğu 1977 yılında emekli olarak sonlandırdı. Benim çocukluğumun başlangıç noktasıydı, babamın ise çalışma yolculuğunun sonuydu. 3-5 yaşından itibaren hatırladığım bu yolculuk, hayatımda derin anlamlar yükleyecek, hayallerimin bir köşesinde yer edinecek izler bıraktırdı.

Maden Bakır işletmesinden emekli olduktan sonra o yılların moda akımı haline gelen “dükkân açma” sevdasına Babam da katılmıştı. Aldığı 220.000 lira emekli ikramiyesinin bir kısmıyla iki katlı ev yaptı, geri kalanıyla da Konfeksiyon ve Manifatura dükkânı açmıştı. Şimdi düşünün günümüzde emekli oluyorsunuz ve aldığınız emeklilik ikramiyesiyle hem dükkân açıyorsunuz hem de ev yapıyorsunuz. Olacak şey değil. Hem de öyle böyle bir dükkân değil. Ağzına kadar dolu bir dükkân.

Babam dükkânı açtı açmasına da ticarete bir türlü ısınamadı. O yıllarda dükkân çok iyi iş yapmasına rağmen fazla ilgilenemedi, abilerime teslim edip kendisi ara sıra uğruyordu. Alışveriş olayını sevmiyordu çünkü. Ben yalan söyleyemem neyse onu söylerim derdi. Bu da ticaretin fıtratından yoktu. Bu nedenle kendini ticaretin kucağına hiçbir zaman atamadı. Ticaretin yalan işi olduğundan değil Babam kendine öyle bir ticaret hafızası oluşturmuştu.

Ailemizin 1977 yılında başlayan ticaret serüveni 1985 yılında son buldu. Babamın dik duruşu ve ticaret deyimiyle “kıvrak ticaret” felsefesine kendini adapte edemeyişi bu işin sonlanmasına neden oldu. İyi de oldu aslında. Sonraki yıllarda Sivrice’nin sürekli dışarıya göç vermesi bu işi zaten kendiliğinden bitirecekti.

Geçtiğimiz otuz mayıs babamın ölüm yıldönümüydü. 2008 yılının 30 Mayıs’ının bir Cuma gününde onu ebediyete uğurlamıştık. Tam beş yıl olmuş aramızdan ayrılalı. Geçmişe bir göz attığımda, onun varlığını sürekli yanı başımda hissetmem bile her şeye bedelmiş diyorum. Şimdi onun yokluğundan bunu daha iyi anlıyorum.

Dedim ya Babamın Maden macerasının sonlarına yetiştim. Babam emekli olduğunda ben dokuz yaşındaydım. Ama birçok şeyi hayal meyal hatırlıyorum. Bize getirdiği lezzetine doyulmaz maden somunlarını, sütlü ekmeklerini, incirleri, kuruyemişleri unutmak mümkün mü?

 Babam haftada bir gelirdi eve. Bazen bu on günü bulurdu. Köyde oturduğumuz zamanlar gelişlerini dört gözle beklerdik. Zaman zaman Merkep’le gidip istasyonda veya Sivrice-Maden yol ayrımında karşılamak ayrı bir zevkti. Bu karşılama seremonisi yüzünden Ağabeyim Fahrettin’le az kavgalarımız olmamıştır. Ama o her defasında beni kandırıp yada beni dövüp kendisi gitmiştir Babamı karşılamaya. Ama her şekliyle Babamın yolunu beklemek, onu karşılamak, onun kokusunu duymak ne güzel bir duyguydu.

Bazen beni alır Maden’e götürürdü. Bana büyük bir şehir gibi gelirdi Maden o yıllarda. Sokaklarında insandan adım atacak yer bulunmazdı. Özellikle de fabrika çıkışlarında iğne atsan yere düşmezdi. Sokaklarında koşuşturmak, damlarından oyun oynamak, bakkalında alışveriş yapmak ayrı bir hevesti benim için.

Sonraki yıllarda Maden yavaş yavaş o eski özelliğini kaybetmeye başlamış, fabrikanın kapanmasıyla da adeta köye dönüşmüştü. Şimdi buradan her geçtiğimde çocukluğumun o coşkun hali aklıma düşüveriyor nedense. Bir de Babamın bize masal gibi gelen “27 yıl ateşle boğuştum” sözü kulaklarımda sürekli tekrarlanmaktadır.

Babam dik duran bir adamdı. Biraz nahif, biraz alıngandı. Herkesi kendisi gibi bilir, doğruluktan, dürüstlükten hiç ödün vermezdi. Bu doğruluğu yüzünden birçok kişiyle tartıştığını hatırlarım. Kıvrak, fırıldak insanları, dedikodu yapanları, başkasının arkasından konuşanları hiç sevmezdi. Söyleyeceklerini insanların yüzüne söylemekten hiç çekinmezdi. Bu yüzden Babama “sinirlidir” diyorlardı. Doğru babam biraz sinirliydi ama onun sinirliliği asabiyetinde değil, bazı insanların dürüst olmayışındandı. Çok hassastı, duygusaldı ama bunu belli etmezdi. Onun yüz hatlarından ne denli üzüldüğünü veya sevindiğini fark etmek kolaydı.

Her şeyin dört dörtlük olmasını isterdi. Abdest alırken, namaz kılarken hiç acele etmezdi. Bütün duaları yavaş yavaş ve sindirerek okurdu. Namazını da o şekilde kılardı. Herkesi kendi gibi olmasını isterdi. Bu nedenle zaman zaman tartışmalarımız olurdu. “Baba herkes senin gibi olamaz ki, her insanın bir özelliği var” dediğim de bana “Ben böyleyim oğlum, değişemem derdi.”

Çok okurdu. Din tarih, ve özellikle coğrafya bilgisi müthişti. Benim coğrafya haritasında bilmediğim yerleri o bilirdi. Hangi ülke hangi kıtada, kıtanın doğusunda mı batısında mı? Bizi zaman zaman teste tabi tutardı. Bizim dünya haritasına bakarak zor bulduğumuz yerleri o ezbere söylerdi. Ülkelerin özelliklerini, iklimlerini bizden daha iyi bilirdi. İlkokul mezunuydu ama kültürel bilgisi çok iyiydi. Merak eder, fırsatını buldukça okurdu.

Misafiri çok severdi. Hiç tanımadığı, köyde gelmiş insanları eve getirir misafir eder gönderirdi. Bu yüzden evimizde misafir hiç eksik olmazdı. Özellikle bayramlarda caminin önünde bekler insanları alır getirirdi. Onlara yedirmek, içirmek misafir etmek en büyük zevkiydi. Onun sayesinde evimizde misafir bereketi vardı.

Sabah kahvaltısında hiç çay içmezdi. Annem her sabah hiç üşenmeden kendisine çorba yapardı. Mercimek çorbasını çok severdi. Çorbasına ekmeğini doğrar, yedikten sonra da üzerine çayını içerdi. Birde yoğurtlu semizotunu çok severdi. Yerken de anneme dönüp “Bunda hayat var hayat” derdi. Öyle her çayı içmezdi, beğenmezdi çünkü. Evdeki çayları kendisi demlerdi. Elimizi sürdürmezdi. Suyunu kaynatır, demliği ateşten indirir, avuçladığı çayı demliğe yavaş boşattıktan sonra demliğin kapağını kapatır ve üzerini havluyla iyice kapatır ve en az yarım saat bekletirdi. Yarım saatten önce çay kırıldı mı o çayı içmezdi. “Bu çay erken kırılmış, tadı bozuluş” derdi.

Alzheimer’e yakalandığı 2006 yılına kadar hiçbir hastalığı yoktu. Çok dinç ve diriydi. İki yıl boyunca bu hastalığı çekti. Ama o hastalığının farkında bile değildi. Hastalığından ölümüne kadar hep yanında oldum. Birçok kez bizi tanımıyordu bile. Farklı tepkiler veriyordu. Kendisine fazla ilgi gösterince kızardı. Ama ne yaptığını bilmezdi. Allah hiçbir hastalığı özellikle de bu hastalığı kimsenin başına vermesin. Ama Allah’tan gelmiş bizim neyimize.

Bu hastalıkla iki yıl boğuştuktan sonra vücudu fazla dayanamadı, yorgun düştü. 2008 yılının 30 Mayısında ve bir Cuma günü öğleden sonra aramazdan ayrıldı. Varması gereken yere gitti, bizi yalnız bırakarak.

Geçtiğimiz 30 Mayıs yine bir Cuma gününe denk geldi. Ve onun ölüm yıldönümüydü. Yine aramızda olmasını, o yumuşacık sakalını okşamak, yanağını sıkmak, kucaklamak, koklamak isterdim. Yaşasaydı da bana kızsaydı, dövseydi, bağırıp çağırsaydı.  Ve beni öpseydi, başımı okşasaydı, sevgi sözcükleri kulağıma mırıldansaydı. Onun nefesini yanı başımda hissetseydim. Olmadı, doyamadım.

Hani böyle olmayacaktı.

Çocuklarım olacaktı.

Sen onları kucaklayıp okşayacaktın.

Sevecektin. Onlara oyuncaklar alacaktın.

Ne sen bekledin

Ne de ben sana istediklerini verebildim.

Ben böyle eksik,

Sen ansızın çekip gittin

 

Hani böyle olamayacaktı…

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Allah rahmet eylesin
ibrahim 2014-07-24 11:25:13
Amca yüreğine sağlık çok duygulandım.Öyle bir dede düşünün ki vefatından sonra bile yapmış olduğunuz bir hatadan dolayı rüyanıza girmek suretiyle sizi uyarsın ve doğru yolu bulmanızı sağlasın.ALLAH onun o müstesna yaşantısını bizlere de nasip etsin.mekanı cennet olsun.
eyüp
eyüp fatih özdemir 2014-07-15 09:58:42
innalillahi ve innaileyhi raciun.allah gani gani rahmet eylesin. bazı insanlar vardır toplumun temel taşlarını teşkil eder.yaşantısıyla ve yetiştirdiği evlatlarıyla topluma yon verip geleceğin şekillenmesinde önemli rolü vardır bu insanların. allah rahmet etsin dedem de bunlardan biriydi.kendimi bu konuda şanslı hissediyorum insanın müslüman olarak doğması nasıl gurur vericiyse her iki dedemin de torunu olarak dünyaya gelmek o derece gurur vericidir. onlar kendi görevlerini yeterince yerine getirdiklerine inanıyorum. inşallah bizde onlar kadar güçlü olabiliriz.güçlü ve sabırlı.
Allah Rahmet Eylesin
Admin 2014-07-14 12:36:25
Nurettin bizim içimizdekileri kendince çok hoş anlatmışsın.Senin duygularınla babamıza özlemimiz tekrar kaleminden köşene akmış.Babalarına doyamayan tüm evlatların duyguları olmuş..Kalemine sağlık.Buradan Dünyevi yaşama nokta koymuş tüm babalara Allah Rahmet Eylesin...
Toplam 3 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Sivrice Haber
© Copyright 2013 Sivrice Haber Sitesi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
barcelona escort